Evlilik toplumumuzda yazımızın başlığında yer aldığı
gibi “aynı yastığa baş koymak” olarak adlandırılır. İşin paylaşım boyutuna
dikkat çekmek için kurulmuş bu fiilin boyutunu hiç düşündünüz mü? Korkunç bir
boyuttan bize seslendiği kesin… Korkunç, gerçekte ileri düzeyde bir ifade
olmasa da kulağa öyle geliyor… Ancak seçerek kullandım bu ifadeyi. Yastığı
paylaşmanın, hayalleri paylaşmak demek olduğu aklınıza gelmediyse, biz sizin
aklınıza getirelim. Madem evlilik üzerine bilgilendirici bir makale
yazmamız gerekiyor, bunun herkese fayda sağlamasını isteriz. Aşk adı verilen
kavramın ne olduğunun konuşulduğu kadar neler gerektirdiğinin de konuşulması,
yazılması gerekiyor.
İki
insanın birbirini sevdiğini söylemesi, sıradan bir önermedir. İki insanın birbiri
için bir şeyler yapması ise aralarındaki bağa kanıt teşkil eder. Biz millet
olarak, aynı yastığa baş koymak derken, biraz da evlilik işinin önemini ön
plana çıkarıp, bunu vurgulamak istemişiz. Evlenme işiyle bireyler yalnızca
birbirlerine söz vermiş olmazlar. Bunu duyurmakla aslında tüm topluma, topluca
bir çevreye “bedel ödemeye razıyız” mesajı verilmek istenmiştir. Bu mesajı
verenler bir mesaj verdiğinin ne kadar farkında, bu mesajı alanlar bir mesaj
aldığının ne kadar farkında, orası tartışmalı olsa da, aile kavramının tabiri
caizse kurumsallaşması, yani evliliğin kültürel bir öğeye dönüşmesi verilen ve
alınan iletinin önemine zeval getirmez. Sonuçta iki kişinin (gelin ve damat
adayının) çok fazla konuda ortaklık kurmasından neyin ortaya çıkacağını herkes
bilir ve kabullenir. Sorun, insanların bu işin önemini kestiremeden heveskar
bir tutumla atılan “eğlenceli” işlerindedir. Bu eğlenceler, güllük-gülistanlık
sonuçlanmayınca hayal kırıklığı ve ayrılık art arda gelir. Demek ki yapılana
heves etmekten çok, yapılanın ne olduğuna dair fikretmek önem taşıyor. Evlenme
işi de bu fikirlerde meydana gelen karşılıklı tutarlılıktan ortaya çıkıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder