Başlıktaki atasözüne kulak asacak olursak arkadaşlık kurmanın
aslında arkadaş olduğumuz kişiyi temsil görevini üstlenmek olduğunu
anlayabiliriz. O kadar birbirimize benzeyeceğiz ki, bize denk birisini bulacağız.
İşte bulma ihtimal gerçekleşince bulduğumuz kişiye arkadaş adını veriyoruz.
Özel çabalar gerçekleştirmesek de yalnız kalmayı terk ettiğimiz her zaman
diliminde bulduğumuz, arkadaş olduğumuz kişiler hep bize yakınlıklarıyla dikkat
çekerler. Birbirimize o kadar yakınlaşmışızdır ki başkalarına birbirimizi
andırmaktayızdır. Bu nasıl mümkün oluyor? Bunun için özel çaba harcamadığımız
kesin, ancak aksi hal için de özel çaba harcamazsak bu halin gerçekleşeceği de
kesin. İnsanın insana benzerliği arkadaş olabilmek için içgüdüsel, fiziksel,
ruhsal bir uyuşmayı zorunlu kılıyor. Buna karşı çıkmak istesek de başarılı
olamıyoruz çünkü gerçekten fıtratımıza ters bir işin peşinde koşturmuş
oluyoruz. Kedinin fareye dostluğu, çizgi filmlerde bile mümkün olmayan bir
dostluktur. Tom ve Jerry’i hatırlayın. Birbirleriyle alakasız insanların
dostluk kuramamaları, birbirleriyle alakalı insanların kurdukları dostluklar
gibi yine insanlara yarayan bir olaydır.
İnsanız.
İnsanın insana karşı duruşu arkadaşlık konusunu her daim gündemimize
taşıyor. Acaba bu duruşu, diğer insanlara nasıl gözüktüğümüzü hiç merak ettik
mi? Mutlaka bunu merak edenleriniz olmuştur, peki nasıl bir sonuca vardınız?
“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” atasözü aklınızın bir
kenarından geçti mi? Arkadaşlık en veciz ifadesiyle bu iletişimi
kurabilmenin kendisidir. Nerede ne yapacağınıza çok dikkat etmezsiniz ancak bir
arkadaşınızla yolda yürürken ayağınızı aynı şeye takabilir, aynı düşünceyi aynı
anda dillendirebilir, aynı şeye gülümseyebilirsiniz ve bunların hepsini çok az
kişiyle aynı anda yapabilirsiniz. Bahsettiğimiz şeyler başınıza geliyorsa,
arkadaş olma konusunda yakaladığınız bir seviyenin varlığından haberdar olun.
Arkadaşınıza her fırsatta sahip çıkmanın bir yolunu bulun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder